top of page

Tek Bir Hücreden Milyarlarcasına

  • Yazarın fotoğrafı: Kader Gül Odabaş
    Kader Gül Odabaş
  • 13 Oca
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 25 Oca


Tek bir döllenmiş yumurta hücresinin, trilyonlarca hücreden oluşan, düşünen, hisseden ve hareket eden karmaşık bir organizmaya nasıl dönüştüğünü hiç düşündünüz mü? Bu dönüşüm, inanması güç, adeta bir biyolojik mucizedir. Ancak o tek bir hücre, bir yetişkine dönüşecek olan bebeği oluşturmak için gereken tüm bilgiyi içinde barındırır. Gelişimsel biyoloji, işte bu tek hücrenin nasıl tam bir organizmaya dönüştüğünü araştıran bilim dalıdır. Bu alan, sadece embriyoları gözlemleyen eski "embriyoloji" biliminden farklı olarak, genetik ve hücre biyolojisi gibi disiplinleri kullanarak bu süreci deneysel olarak inceler. Gelişim biyolojisi, "Hücreler nasıl farklılaşır?", "Organlar nasıl doğru şekli ve boyutu alır?" gibi yaşamın en temel sorularına yanıt arar. Peki "Morfogenez" nedir? Morfogenez, hücrelerin ve dokuların vücudun ve organların son şeklini oluşturmak için organize olduğu biyolojik olayları tanımlar. Bu süreci anlamak için şu basit gerçeği düşünmek gerekir: Bir torba dolusu farklılaşmış hücre bir el oluşturmaz. Bir el yapmak için deri, kemik, kas ve sinir hücrelerini bir araya getirmek yeterli değildir. Bu hücrelerin doğru bir "desen" ve "organizasyon" bilgisine sahip olması gerekir. İşte morfogenez, bu ek bilgiyi, yani mimari planı hayata geçiren inşaat sürecini sağlar. Bu süreç, hücrelerin göç etmesi, dokuların katlanması ve kaynaşması, hatta bazı hücrelerin programlanmış bir şekilde ölmesi (apoptoz) gibi son derece dinamik ve karmaşık olayları içerir.


LM of human zygote during in-vitro fertilisation. Science Photo Library.
LM of human zygote during in-vitro fertilisation. Science Photo Library.

Yaygın inanışın aksine, insan beyni diğer memelilere göre daha hızlı büyüdüğü için büyük değildir. Nöro-antropolog Terrence Deacon'a göre, tüm memeliler beyinlerini aslında aynı hızda büyütürler. İnsanlarda ve primatlarda görülen fark, boyundan aşağısının (postkranial vücut) diğer memelilere kıyasla daha yavaş büyümesidir. Bu durum, vücudu daha küçük kaldığı için beyni orantısal olarak büyük görünen bir Chihuahua köpeği örneğiyle açıklanabilir; buradaki mesele beynin devasa büyümesi değil, vücudun büyümesinin yavaşlatılmış olmasıdır. İnsanlar, primatlar gibi vücutlarını yavaş büyütürler ancak beyin büyümelerini çok daha uzun süre devam ettirirler. Bu uzun süreç nedeniyle, insan bebekleri nörolojik olarak oldukça "olgunlaşmamış" bir halde doğarlar. Diğer primatlarla kıyaslandığında, bir insanın nörolojik gelişim açısından aslında 1 yaşında doğması gerekirdi. Diğer türlerde doğumdan sonra beyin büyümesi yavaşlarken, insan beyni anne karnındaki (fetal) hızlı büyüme temposunu doğumdan sonraki ilk birkaç yıl boyunca sürdürür.

İnsan beyninin gelişimi doğumdan sonra uzun yıllar devam eder:

Kıvrımlaşma: İnsan beynindeki birincil büyük kıvrımlar tüm insanlarda benzer olsa da, daha ince detaylar (üçüncül kıvrımlar) gelişim sürecinde kişiye özel olarak şekillenir ve tek yumurta ikizlerinde bile farklılık gösterir.

Hafıza ve Olgunlaşma: Beyin büyümesi yaklaşık 3 yaşından sonra yavaşlamaya başlasa da tam olgunlaşma süreci devam eder. Örneğin, hafıza için kritik olan hipokampüs bölgesi 5 ila 7 yaşlarına kadar tam olarak olgunlaşmaz; bu durum, insanların genellikle 5 yaşından öncesini hatırlayamamasının (çocukluk amnezisi) nedenlerinden biridir.


Zebrafish kan damarları (Advancing Biology with Zebrafish: Genetic Tools for Developmental Studies and More)
Zebrafish kan damarları (Advancing Biology with Zebrafish: Genetic Tools for Developmental Studies and More)

Gelişim biyolojisinin en şaşırtıcı keşiflerinden biri, Pax6 adı verilen bir gende saklıdır. Pax6, sinekler, ahtapotlar ve memeliler gibi birbirinden tamamen farklı organizmalarda göz gelişimini başlatan bir "anahtar" gendir. İşin ilginç yanı, sineğin petek gözü ile bir memelinin kamera tipi gözü gibi yapıların evrimsel olarak birbirinden tamamen bağımsız gelişmiş olmasıdır. Ancak her ikisi de aynı genetik düğmeyi kullanır.

Bu buluşun en çarpıcı noktası ise şudur: Genetik bir mutasyon nedeniyle gözleri oluşmayan bir sineğe, bir farenin Pax6 geni verildiğinde, sinek yeniden kendi gözlerini (bir sinek gözü) oluşturmaya başlar. Bu durum, biyologların "derin homoloji" olarak adlandırdığı bir kavramı gözler önüne serer: Farklı türlerdeki apayrı yapılar, ortak bir atadan miras alınan aynı temel genetik araç setini kullanarak inşa edilebilir. Bu, gelişimin en temel kurallarından birini gösterir: Doğa, yeni yapılar icat etmek yerine, elindeki eski araçları şaşırtıcı yeni yollarla tekrar tekrar kullanır.

Bilim insanları, insan gelişimini ve hastalıklarını anlamak için genellikle "model organizmalar" kullanır. Bu organizmalardan biri olan zebra balığı, tıp için inanılmaz bir potansiyel taşıyor. Zebra balığının en dikkat çekici yeteneği, kalbi hasar gördüğünde kendini tamamen yenileyebilmesidir. Bir yaralanma sonrasında, kalp dokusunu onararak eski işlevine kavuşabilir.

İnsanlar, bir kalp krizi geçirdiğinde hasar gören kalp kası hücrelerini onarma yeteneğinden yoksundur. Bu durum, kalıcı hasara ve kalp yetmezliğine yol açar. Bilim insanları, zebra balığının bu olağanüstü yenilenme sürecini inceleyerek, bu süreci yöneten genetik ve hücresel mekanizmaları anlamayı umuyorlar. Eğer zebra balığının kalbini nasıl onardığını çözebilirsek, bu prensipleri bir gün insanlarda rejeneratif kapasiteyi artırmak ve kalp krizi hasarlarını tedavi etmek için kullanabiliriz. Bu durum, gelişimin "kayıp" kurallarını başka türlerde arayarak kendi biyolojimizin sınırlarını nasıl zorlayabileceğimize dair güçlü bir kanıt sunuyor.

Üç renkli floresan boyama ile görüntülenmiş bir fare embriyosu (Nikon Small World, Nikon Instruments Inc.)
Üç renkli floresan boyama ile görüntülenmiş bir fare embriyosu (Nikon Small World, Nikon Instruments Inc.)

Vücudumuzun karmaşık şekillerini ve yapılarını oluşturma süreci olan morfogenez, sadece hücrelerin çoğalması ve farklılaşmasıyla ilgili değildir. Aynı zamanda, kontrollü bir yıkım sürecini de içerir. "Apoptoz" ya da programlanmış hücre ölümü, vücudumuzun doğru şekli alması için hayati bir öneme sahiptir.

Bunun en net örneklerinden biri, el ve ayak parmaklarımızın oluşumudur. Gelişimin erken bir aşamasında, el ve ayaklarımız kürek şeklinde bir yapıdadır ve parmaklarımızın arası doku ile doludur. Belirli bir gelişim noktasında, parmaklar arasındaki hücreler, apoptoz yoluyla kendilerini planlı bir şekilde yok etme emri alırlar. Bu "intihar" süreci sayesinde aradaki doku ortadan kalkar ve belirgin, birbirinden ayrılmış parmaklar ortaya çıkar. Eğer bu süreç düzgün işlemezse, parmaklar perdeli kalır. Bu, gelişimin en şaşırtıcı paradokslarından birini ortaya koyar: Mükemmel bir form yaratmak için, bazen kontrollü bir yıkım ve fedakarlık gerekir.

Embriyonik gelişim ile kanser arasında şaşırtıcı bir bağlantı bulunmaktadır. Embriyonik gelişim sırasında "nöral krest hücreleri" adı verilen bir hücre popülasyonu, bir nevi göç ustasıdır. Bu hücreler, embriyonun içinde uzun mesafeler kat ederek kemik, kıkırdak, sinir ve pigment hücreleri gibi çok çeşitli dokuları oluştururlar.

İlginç bir şekilde, bazı kanser türleri bu embriyonik davranışları taklit eder. Örneğin, çocuklarda görülen ve nöral krest hücrelerinden türeyen "nöroblastoma" gibi kanserler, tıpkı ataları gibi göç etme ve yayılma eğilimi gösterir.

Birçok kanser, embriyonik nöral krestin ayırt edici özelliklerini taşır: çok potansiyellidirler, göç ederler ve uzun mesafeler kat ederler.

Hatta bir hipoteze göre, nöral krest hücrelerinin embriyo içinde dar alanlardan sıkışarak geçerken maruz kaldıkları mekanik stres, DNA'larında hasara yol açabilir. Bu durum, kanserin aslında kendi yaratılış sürecimizin karanlık bir yankısı, embriyonik hayatta kalma ve göç etme programlarının trajik bir şekilde yeniden canlanması olduğunu gösteriyor. Vücudu inşa eden güçlü programların, aynı zamanda onun en büyük zaafı olabilmesi, gelişim biyolojisinin hem aydınlatıcı hem de ürkütücü bir gerçeğidir.


AZoLifeSciences – “A History of Developmental Biology”
AZoLifeSciences – “A History of Developmental Biology”

Gelişim biyolojisi, vücudumuzdaki şaşırtıcı derecede karmaşık, çoğu zaman sezgilere aykırı ve derin şekilde birbiriyle bağlantılı süreçlerin temelinde yatan ilkeleri ortaya koyuyor. Bu sayede, beynimizin büyüklüğünün nedenlerini, parmaklarımızın birbirinden nasıl ayrıldığını ve kanser gibi hastalıkların hücresel kökenlerinin nerede yatabileceğini anlayabiliyoruz. Dolayısıyla, gelişim biyolojisinin sunduğu bu temel yapım kurallarının kavranması, yalnızca bilimsel bir merak gidermekle kalmaz; aynı zamanda modern tıbbın körlük tedavisinden kanserin anlaşılmasına kadar uzanan büyük dönüşümlerinin bilgi altyapısını bütünsel bir bakış açısıyla oluşturur. Böylece, biyolojik gelişimin incelenmesi, farklı düzeylerdeki yaşam süreçleri arasındaki derin bağlantıları açıklamamızda ve biyomedikal yeniliklere yön vermemizde temel bir araç haline gelir.

Vücudumuzun bu temel yapım kurallarını anladığımızda, onu onarmanın ve yeniden inşa etmenin sınırları neler olabilir?



Kaynaklar ve Önerilen Okumalar:


Callaerts, P., Halder, G., & Gehring, W. J. (1997). Pax-6 in development and evolution. Annual Review of Neuroscience, 20, 483–532.


Finlay, B. L., & Darlington, R. B. (1995). Linked regularities in the development and evolution of mammalian brains. Science, 268(5217), 1578–1584.


Gehring, W. J. (1996). The master control gene for morphogenesis and evolution of the eye. Genes to Cells, 1(1), 11–15.


Gilbert, S. F. (2014). Developmental biology (10th ed.). Sinauer Associates.

Monk, M. (1998). Apoptosis in development. Development, 125(22), 4097–4106.


Poss, K. D., Wilson, L. G., & Keating, M. T. (2002). Heart regeneration in zebrafish. Science, 298(5601), 2188–2190.


Sauka-Spengler, T., & Bronner, M. E. (2008). A gene regulatory network orchestrates neural crest formation. Nature Reviews Molecular Cell Biology, 9(7), 557–568.


Subramanian, S. (2024). A history of developmental biology. AZoLifeSciences.


Carroll, S. B. (2005). Endless forms most beautiful: The new science of evo devo. W. W. Norton & Company.


Nieto, M. A., Huang, R. Y. J., Jackson, R. A., & Thiery, J. P. (2016). EMT: 2016. Cell, 166(1), 21–45.


Poss, K. D. (2010). Advances in understanding tissue regenerative capacity and mechanisms in animals. Nature Reviews Genetics, 11(10), 710–722.


Slack, J. M. W. (2013). Essential developmental biology (3rd ed.). Wiley-Blackwell.

 
 
 

Yorumlar


Contact us

bottom of page