Alerji Nedir ve Neden Kadınlarda Daha Yaygın?
- Kader Gül Odabaş

- 4 gün önce
- 6 dakikada okunur

Alerjiyi, odanızda gördüğünüz küçük bir örümcek için nükleer bomba patlatmaya benzetebiliriz. Evet, örümcek artık bir sorun teşkil etmiyor, ancak bu esnada eviniz, komşularınız ve muhtemelen tüm mahalle de yok olmuş durumda. Bu abartılı senaryo, bağışıklık sisteminin zararsız bir maddeye karşı nasıl orantısız ve aşırı bir tepki verdiğini mükemmel bir şekilde özetler. En basit tanımıyla alerji, bağışıklık sisteminin normalde zararsız olan polen, hayvan tüyü veya bazı yiyecekler gibi maddeleri tehlikeli bir istilacı olarak yanlış tanımlaması ve buna karşı topyekûn bir savunma başlatmasıdır. Vücudun koruma kalkanı olan bağışıklık sistemi, bu "dost" maddeleri "düşman" olarak etiketlediğinde, aslında bizi korumak için tasarlanmış mekanizmalar rahatsız edici ve hatta bazen tehlikeli olabilen belirtilere yol açar. Peki, bu "yanlış alarm" sisteminin arkasında kimler var ve bu süreç nasıl işliyor? Daha da önemlisi, neden herkes için aynı şekilde çalışmaz? Araştırmalar, alerjik hastalıkların yetişkinlik döneminde kadınlarda daha yaygın ve çoğu zaman daha şiddetli seyrettiğini göstermektedir. Bağışıklık sisteminin kadın bedeninde neden daha kolay alarma geçtiği sorusu ise, bu karmaşık hikâyenin en dikkat çekici başlıklarından biridir. Gelin, şimdi bu sürecin ana karakterleriyle tanışalım.

Alerjinin Ana Karakterleri: Sahneye Kimler Çıkıyor?
Alerji, en basit tanımıyla, bağışıklık sisteminin normalde çoğu insan için zararsız olan bir maddeye karşı aşırı tepki vermesidir. Vücudumuz bu maddeleri tehlikeli birer istilacı olarak algıladığında, bir savunma mekanizması başlatır. Bu zararsız maddelere alerjen adı verilir.
Bağışıklık sistemimiz bir alerjeni yabancı ve tehlikeli olarak etiketlediğinde, bu "tehditle" savaşmak için İmmünoglobulin E (IgE) adı verilen özel antikorlar üretir. Bu IgE antikorları, alerjenle bir sonraki karşılaşmada, hapşırma, kaşıntı ve şişme gibi bildiğimiz alerjik reaksiyon belirtilerini tetikleyen kimyasal bir zincirleme reaksiyonu başlatır. Alerjik reaksiyonlar, hafif bir kaşıntıdan, anafilaksi adı verilen ve hayati tehlike oluşturan acil bir duruma kadar geniş bir yelpazede olabilir. Alerjik reaksiyon, vücudumuzda sahnelenen bir tiyatro oyununa benzetilebilir. Bu oyunun üç ana karakteri vardır ve her birinin kendine özgü bir rolü bulunur:
Alerjenler: Bunlar oyunun "kötü adam" rolünü üstlenen ama aslında tamamen masum olan karakterlerdir. Polen, ev tozu akarları, hayvan tüyü, küf sporları veya belirli gıdalar gibi normalde zararsız olan yabancı maddelerdir. Bağışıklık sistemi onları yanlışlıkla bir tehdit olarak algılar.
IgE (İmmünoglobulin E) Antikorları: Bunlar, bağışıklık sisteminin belirli bir alerjeni "tehlikeli" olarak fişlemek için ürettiği özel "istihbarat ajanlarıdır". Vücut bir alerjenle ilk kez karşılaştığında, bu ajanı ileride tanımak ve hızla tepki vermek üzere IgE antikorları üretir.
Mast Hücreleri: Bunları, vücudun derisi, burnu ve akciğerleri gibi stratejik bölgelerinde konuşlanmış, içi histamin gibi kimyasal "bombalarla" dolu "nöbetçi askerler" olarak düşünebilirsiniz. IgE antikorları (istihbarat ajanları) üretildikten sonra bu mast hücrelerinin yüzeyine yapışır ve onları "ateşe hazır" birer mayın haline getirir.
Bu üç karakterin bir araya gelmesi, alerjik reaksiyon dediğimiz iki perdelik oyunun başlaması için yeterlidir.

Alerjik Reaksiyon Nasıl Gelişir?
Alerjik reaksiyon bir anda ortaya çıkmaz; iki aşamalı bir sürecin sonucudur. Vücudun bir alerjene karşı hassasiyet geliştirmesi ve ardından tepki vermesi gerekir.
İlk Karşılaşma ve "Hazırlık" (Duyarlılaşma)
Vücudunuz bir alerjenle (örneğin ragweed poleni) ilk kez karşılaştığında, genellikle hiçbir belirti göstermezsiniz. Ancak perde arkasında, bağışıklık sisteminiz hummalı bir hazırlık içindedir:
Bağışıklık sistemi, bu poleni zararlı bir istilacı olarak yanlış yorumlar.
Bu "tehdide" özel olarak IgE antikorları üretmeye başlar.
Üretilen binlerce IgE antikoru, kan dolaşımına karışır ve vücuttaki mast hücrelerine gidip onların yüzeyine sıkıca tutunur.
Bu aşamanın sonunda, vücudunuz artık o polene karşı "duyarlılaşmış" olur. Mast hücreleri, üzerlerindeki IgE kancalarıyla, aynı polenin tekrar ortaya çıkmasını bekleyen kurulmuş birer bomba gibidir.
Tekrar Karşılaşma ve "Tepki"
Aynı polenle tekrar karşılaştığınızda, oyunun ikinci perdesi başlar ve asıl reaksiyon ortaya çıkar:
Soluduğunuz polenler, mast hücrelerinin yüzeyindeki IgE antikorlarına bir anahtarın kilide uyması gibi mükemmel bir şekilde bağlanır.
Bu bağlanma, mast hücreleri için bir alarm sinyalidir. Hücreler adeta "patlar" ve içlerinde depoladıkları histamin gibi güçlü kimyasalları çevre dokulara salarlar.
Peki mast hücrelerinden salınan bu kimyasal kokteyl, vücudumuza tam olarak ne yapar da hapşırmaya, kaşınmaya ve burnumuzun akmasına neden olur?

Histamin Ne Yapar?
Alerjik reaksiyonun tüm belirtilerinin arkasındaki ana suçlu, mast hücrelerinden salınan histamin ve diğer kimyasallardır. Histamin, vücutta adeta bir acil durum ilanı etkisi yaratır ve bir dizi fizyolojik değişikliği tetikler:
Kan damarlarını genişletir ve sızdırgan yapar: Bu durum, sıvının dokulara sızmasına neden olarak şişlik (ödem) ve kızarıklık yaratır. Burun tıkanıklığı ve gözlerin şişmesi bu yüzdendir.
Mukus üretimini artırır: Vücut, "istilacıyı" dışarı atmak için mukus salgısını artırır. Bu da burun akıntısına yol açar.
Sinir uçlarını uyarır: Bu uyarı, kaşıntı ve hapşırma gibi refleks tepkileri tetikler.
Histaminin etkileri, reaksiyonun meydana geldiği vücut bölgesine göre farklılık gösterir.
Vücut Bölgesi | Tipik Belirtiler |
Burun ve Sinüsler | Hapşırma, burun akıntısı/tıkanıklığı, kaşıntı |
Gözler | Sulanma, kaşıntı, kızarıklık, şişme |
Deri | Kaşıntı, kızarıklık, kurdeşen (kabarcıklar) |
Solunum Yolları | Öksürük, hırıltı, nefes darlığı |
Sindirim Sistemi | Mide bulantısı, karın krampları, kusma, ishal |

Kadınların Neden Bu Kadar Hassas(!)
İstatistikler şaşırtıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: Çocukluk döneminde erkek çocukları alerjiye daha yatkınken, ergenlikle birlikte bu durum tamamen tersine dönüyor. Yetişkinlikte kadınlar, astım, gıda alerjileri ve anafilaksi (şiddetli alerjik şok) gibi durumlardan hem daha sık hem de daha şiddetli bir şekilde etkilenmektedir. Bu değişimin arkasındaki anahtar faktör, seks hormonları, özellikle de östrojendir. Östrojen, sadece bir üreme hormonu olmanın ötesinde, bağışıklık sistemi üzerinde güçlü bir immünomodülatör olarak işlev görür. Alerjik reaksiyonları potansiyel olarak artırma mekanizması çok yönlüdür:
Hümoral Bağışıklığın Güçlendirilmesi: Östrojen, Th2 hücre fonksiyonunu ve buna bağlı olarak antikor üretimini artırır. Bu durum, onu "hümoral bağışıklığın doğal bir artırıcısı" yapar. Alerjilerin temelinde IgE antikorlarının üretimi yattığı için, östrojenin bu genel etkisi alerjik yatkınlığı artırabilir.
Mast Hücreleri Üzerindeki Doğrudan Etki: Araştırmalar, alerjik reaksiyonların merkezindeki mast hücrelerinin yüzeyinde östrojen reseptörleri bulunduğunu göstermiştir. Bu, östrojenin bu hücrelerle doğrudan etkileşime girebileceği anlamına gelir.
Alerjen Eşiğinin Düşürülmesi: En önemli bulgulardan biri, östrojenin mast hücrelerini doğrudan uyararak histamin gibi mediyatörlerin salınımını tetikleyebilmesidir. Daha da kritik olarak, östrojen, IgE aracılı degranülasyon için gereken alerjen eşiğini düşürür. Bu mekanizma, kadınların neden östrojen seviyelerinin yüksek olduğu dönemlerde (örneğin, adet döngüsünün belirli fazları) normalde tolere edebildikleri düşük düzeydeki alerjenlere maruz kaldıklarında dahi semptomatik hale gelebildiklerini doğrudan açıklamaktadır.
Progesteron ve Diğer Hormonların Etkisi
Progesteronun bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi östrojene göre daha karmaşıktır ve genellikle zıt yönde işlev görür. Progesteron, genel olarak bir bağışıklık baskılayıcı olarak kabul edilir ve mast hücre degranülasyonunun negatif bir düzenleyicisi olabilir; yani alerjik reaksiyonları yatıştırma potansiyeline sahiptir. Ancak, bu konudaki araştırmalar çelişkili sonuçlar da sunmaktadır. Örneğin, bir fare modelinde yapılan bir çalışma, progesteronun astımı şiddetlendirdiğini göstermiştir. Bu bulgu, hormonların bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin bağlama ve diğer faktörlere göre değişebileceğini ve konunun daha fazla araştırılması gerektiğini göstermektedir.

Menstrüel Döngü ve Alerji
Menstrüel döngü sırasındaki hormonal dalgalanmalar, birçok kadında alerjik hastalıkların alevlenmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu durum, özellikle adet öncesi (premenstrüel) ve adet sırasındaki (perimenstrüel) dönemlerde belirgindir:
Perimenstrüel Astım (PMA): Astımlı kadınların %40'a varan önemli bir kısmının, adet öncesi ve adet sırasındaki dönemlerde astım alevlenmeleri yaşadığı bildirilmektedir. Bu, acil servis başvurularında ve hastaneye yatışlarda artışa neden olabilen yaygın bir klinik olgudur.
Menstrüasyonla İlişkili Neredeyse Ölümcül Astım (NFA): Yapılan çok merkezli çalışmalar, menstrüasyonun, yaşamı tehdit eden şiddetli astım atakları olan NFA için önemli bir tetikleyici olarak tanımlandığını ortaya koymuştur.
Atopik Dermatit: Kadın hastalarda atopik dermatit (egzama) semptomlarında adet öncesi dönemde kötüleşme, yaygın olarak gözlemlenen ve ölçülebilir bir olaydır. Ciltteki kaşıntı ve lezyonlarda belirgin bir artış rapor edilmektedir.
Gebelik, vücutta köklü hormonal değişimlerin yaşandığı bir dönemdir ve bu durum alerjik hastalıkların seyrini önemli ölçüde etkileyebilir.
Astım, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki gebeliklerin %3-8'ini etkileyen yaygın bir durumdur. Gebelik sırasında yaşanan astım alevlenmeleri, hem anne (preeklampsi riski) hem de bebek (erken doğum, düşük doğum ağırlığı) için ciddi bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir.
Dikkat çekici bir diğer bulgu ise, daha önce bilinen bir alerjisi olmayan birçok kadının, alerjik semptomlarını ilk kez ve yalnızca hamilelik sırasında yaşamasıdır. Bu, gebelikteki hormonal ortamın, altta yatan alerjik yatkınlığı ortaya çıkarabildiğini göstermektedir.
Otoimmün Hipersensitivite
Nadir durumlarda, hormonlar sadece alerjik reaksiyonları şiddetlendirmekle kalmaz, bizzat alerjenin kendisi haline gelebilir. Östrojen veya progesteron gibi hormonların, vücudun kendi proteinlerine bağlanarak bir hapten gibi davranabildiği ve bağışıklık sistemini uyararak bir tepkiyi tetikleyebildiği öne sürülmektedir. Bu durum, bir "otoimmün hipersensitivite" olarak kabul edilebilir. Perimenstrüel semptomları (astım, migren, eklem ağrıları) olan hastalarda yapılan bir çalışmada, östrojen ve progesterona karşı spesifik IgE, IgG ve IgM antikorlarının yüksek seviyelerde bulunduğu tespit edilmiştir. Daha da önemlisi, bu spesifik hormon aşırı duyarlılığının, tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olan hastalarda da tanımlanmış olması, bu fenomenin ciddi klinik sonuçları olabileceğini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak alerji, bağışıklık sisteminin zayıflığından değil; aksine fazla güçlü, fazla tetikte ve bazen yanlış yönlenmiş bir savunma mekanizmasından kaynaklanır. Modern yaşamın hijyenik koşulları, bağışıklık sisteminin evrimsel olarak alışık olduğu tehditleri ortadan kaldırırken; hormonlar, özellikle de östrojen, bu sistemi daha da duyarlı hale getirebilir. Bu nedenle alerjiler, özellikle kadınlarda, yalnızca çevresel faktörlerin değil, biyolojinin ve hormonların da ortaklaşa şekillendirdiği karmaşık bir tablodur. Küçük bir polenin bu kadar büyük bir fırtına koparabilmesi, vücudumuzun ne kadar güçlü ama aynı zamanda ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu bize bir kez daha hatırlatır.
Kaynaklar ve Önerilen Okumalar:
Abbas, A. K., Lichtman, A. H., & Pillai, S. (2021).Cellular and molecular immunology (10th ed.). Elsevier.
Akdis, C. A., & Akdis, M. (2015).Mechanisms of allergen-specific immunotherapy: Multiple suppressor factors at work in immune tolerance to allergens. Journal of Allergy and Clinical Immunology, 136(3), 621–631.
Galli, S. J., Tsai, M., & Piliponsky, A. M. (2008).The development of allergic inflammation. Nature, 454(7203), 445–454.
Janeway, C. A., Travers, P., Walport, M., & Shlomchik, M. J. (2017).Janeway’s immunobiology (9th ed.). Garland Science.
Kay, A. B. (2001).Allergy and allergic diseases. New England Journal of Medicine, 344(1), 30–37.
Murphy, K., Weaver, C., & Berg, L. J. (2022).Janeway’s immunobiology (10th ed.). Garland Science.
Stone, K. D., Prussin, C., & Metcalfe, D. D. (2010).IgE, mast cells, basophils, and eosinophils. Journal of Allergy and Clinical Immunology, 125(2 Suppl 2), S73–S80.
Valenta, R., Karaulov, A., Niederberger, V., Zhernov, Y., Elisyutina, O., Campana, R., … Akdis, C. A. (2018).Allergen extracts for in vivo diagnosis and treatment of allergy: Is there a future? Journal of Allergy and Clinical Immunology, 142(1), 1–9.
Zaitsu, M., et al. (2007). "Estradiol enhances mast cell degranulation and mediator release." Journal of Allergy and Clinical Immunology.
Skobeloff, E. M., et al. (1996). "The influence of the menstrual cycle on asthma exacerbations." Annals of Emergency Medicine.



Yorumlar